Absürt Tiyatro ve Çağdaş Tiyatroya Geçiş
Absürt tiyatro nedir? Beckett, Ionesco, Genet ve Pinter üzerinden savaş sonrası tiyatronun dil, zaman, anlam ve dramatik yapı anlayışını; Martin Esslin’in “Theatre of the Absurd” kavramını ve çağdaş sahneye etkisini inceliyoruz.
İki dünya savaşı, Holocaust, atom bombası, kitlesel yıkım ve savaş sonrası Avrupa’nın siyasal-toplumsal kırılmaları, yirminci yüzyıl ortasında sanatın insan ve anlam hakkındaki sorularını keskinleştirdi. Tiyatroda Samuel Beckett, Eugène Ionesco, Jean Genet ve başka yazarların eserleri geleneksel olay örgüsü, karakter, dil ve nedensellik anlayışlarını radikal biçimde dönüştürdü. 1
Bu yazarların hepsi ortak bir manifesto imzalamadı ve kendilerini tek bir “absürt tiyatro hareketinin” üyeleri olarak örgütlemedi. “Theatre of the Absurd” adı büyük ölçüde eleştirmen Martin Esslin’in 1961 tarihli kitabıyla yaygınlaşan eleştirel bir kategoridir. 2
Absürt tiyatro nedir?
Absürt tiyatro, özellikle 1950’ler ve 1960’larda Avrupa sahnesinde belirginleşen; insanın anlam arayışını, iletişimin kırılganlığını ve geleneksel dramatik mantığın yetersizliğini alışılmadık sahne biçimleriyle araştıran eserleri tanımlamak için kullanılan bir terimdir.
Bu oyunlarda olaylar klasik başlangıç-gelişme-sonuç çizgisini izlemeyebilir; zaman döngüsel hale gelebilir, konuşmalar iletişim kurmak yerine iletişimsizliği açığa çıkarabilir ve gündelik davranışlar tuhaf tekrarlarla yabancılaşabilir. 3
“Absürt” sözcüğü burada ne anlama gelir?
Gündelik dilde absürt “saçma” veya “mantıksız” anlamına gelebilir. Felsefi ve tiyatral bağlamda ise kavram daha karmaşıktır: insanın anlam, düzen ve açıklık talebi ile dünyanın bu talebe kesin bir cevap vermemesi arasındaki gerilimle ilişkilidir.
Albert Camus 1942 tarihli Le Mythe de Sisyphe (Sisifos Söyleni) eserinde absürdü insanın anlam arayışı ile dünyanın sessizliği arasındaki karşılaşma üzerinden tartışır. 4
Camus absürt tiyatroyu kurdu mu?
Hayır. Camus “Theatre of the Absurd” adlı tiyatro hareketini kurmadı. Esslin daha sonra savaş sonrası bazı oyun yazarlarını yorumlarken Camus’nün absürd kavramından yararlandı.
Camus’nün felsefi absürdü ile Beckett veya Ionesco’nun sahne estetiğini birebir aynı şey saymak doğru değildir. Aralarında düşünsel yakınlıklar kurulabilir, fakat yazarların sanatsal yöntemleri ve felsefi konumları birbirinden farklıdır. 5
Martin Esslin kimdir ve terimi neden önemlidir?
Martin Esslin’in The Theatre of the Absurd kitabı Beckett, Ionesco, Genet ve Arthur Adamov gibi yazarları ortak estetik eğilimler üzerinden birlikte değerlendirdi. Kitap, “absürt tiyatro” kavramını uluslararası tiyatro eleştirisinin temel terimlerinden biri haline getirdi. 6
Ancak bu etiketin sonradan kurulmuş eleştirel bir çerçeve olduğunu hatırlamak önemlidir. Yazarların eserleri yalnız Esslin’in kategorisi içinde okunmak zorunda değildir.
Samuel Beckett tiyatroyu nasıl değiştirdi?
Samuel Beckett’in tiyatrosu dramatik eylemi en temel unsurlarına kadar azaltmasıyla modern sahnede büyük kırılma yarattı. Karakterler bekler, tekrar eder, hatırlamaya çalışır, anlatır, susar ve çoğu zaman içinde bulundukları durumdan çıkamazlar. 7
Beckett’in oyunlarında bu sadelik boşluk değildir. Beden, ses, ritim, sessizlik, tekrar, mekân ve zaman son derece hassas bir teatral yapı içinde çalışır.
Godot’yu Beklerken’de Godot kimdir?
En attendant Godot (Godot’yu Beklerken) 1953’te Paris’te Théâtre de Babylone’da sahnelendi. Vladimir ve Estragon, gelmeyen Godot’yu beklerken konuşur, tartışır, oyunlar oynar ve ayrılmayı düşünürler; fakat bekleyiş sürer. 8
Godot’nun tek ve kesin bir sembolik karşılığını vermek oyunun açıklığını daraltır. Beckett, Godot’nun “Tanrı” gibi tek bir şifreyle çözülmesini destekleyen kesin bir açıklama bırakmamıştır. Oyunun gücü bekleme durumunun farklı yorumlara açık kalmasındadır.
Godot’yu Beklerken’de neden iki perde birbirine benzer?
İkinci perde ilk perdenin birçok durumunu tekrarlar: bekleyiş, Pozzo ve Lucky’nin gelişi, haberci çocuk ve Godot’nun gelmeyeceği haberi yeniden yaşanır. Fakat tekrar tam değildir; ayrıntılar değişir, hafıza güvenilmez hale gelir ve zamanın geçtiğine dair işaretler ortaya çıkar.
Bu döngüsel yapı klasik dramatik ilerleme beklentisini bozar ve “ilerliyor muyuz, yoksa aynı yerde mi kalıyoruz?” sorusunu sahnenin biçimine dönüştürür. 9
Beckett neden sahne talimatlarına çok önem veriyordu?
Beckett’in oyunlarında hareket, duraklama, mekânsal düzen ve ritim metnin anlamının temel parçalarıdır. Bu nedenle eserlerinin sahnelenmesinde yazarın belirlediği biçimsel yapıya büyük önem verilir.
Beckett Estate’in sonraki yapımlarda metin ve sahne talimatlarının korunmasına yönelik yaklaşımı da bu hassasiyetin mirasıdır. 10
Endgame ne anlatır?
Fin de partie (Oyun Sonu/Endgame), dış dünyası belirsiz biçimde tükenmiş bir ortamda Hamm, Clov, Nagg ve Nell arasındaki bağımlılık ilişkilerini sahneler. Karakterler birbirlerine ihtiyaç duyar ama aynı zamanda birbirlerinden kurtulmak isterler.
Oyunun başlığı satrançtaki “oyun sonu”nu çağrıştırır; fakat sona yaklaşılmış olsa bile bitiş sürekli ertelenir. Bu yapı Beckett’in sonlanma, tekrar ve bağımlılık üzerine tiyatral araştırmasının temel örneklerindendir. 11
Ionesco’nun tiyatrosunda dil neden bozulur?
Eugène Ionesco’nun oyunlarında gündelik dil çoğu zaman iletişim kurma işlevini kaybeder. Klişeler, otomatik ifadeler, anlamsız tekrarlar ve mantıksal görünen fakat giderek çözülen konuşmalar karakterlerin birbirinden kopuşunu görünür hale getirir. 12
Dil burada yalnız düşünceyi taşıyan araç değildir; kendisi dramatik malzemeye dönüşür.
Kel Şarkıcı nasıl ortaya çıktı?
Ionesco’nun La Cantatrice chauve (Kel Şarkıcı) adlı ilk oyununun çıkış noktalarından biri İngilizce öğrenirken kullandığı ders kitabındaki gündelik ve klişe cümlelerdi. Bu sıradan ifadeler ona dilin otomatikleşmiş ve tuhaf yönünü gösterdi. 13
Oyunda Smith ve Martin çiftlerinin konuşmaları giderek mantıksal iletişimden uzaklaşır; sonunda dil ses, tekrar ve patlamaya yaklaşır.
Gergedanlar ne anlatır?
Ionesco’nun Rhinocéros (Gergedanlar) oyununda bir kasabanın insanları birer birer gergedana dönüşür. Bérenger giderek yalnız kalır.
Oyun sıklıkla totalitarizm, faşizm, ideolojik sürüleşme ve toplumsal uyum baskısı bağlamında okunmuştur. Ionesco’nun Romanya’daki gençlik yıllarında aşırı sağın yükselişine tanıklığı bu yorumların tarihsel arka planında önem taşır. 14
Jean Genet neden absürt tiyatroyla birlikte anılır?
Jean Genet’nin tiyatrosu kimlik, rol yapma, iktidar, arzu, suç ve temsil sorunlarını törensel ve yapay sahne dünyalarıyla araştırır. Les Bonnes (Hizmetçiler), Le Balcon (Balkon) ve Les Nègres (Zenciler/The Blacks) gerçek ile temsil arasındaki sınırları sürekli bozar. 15
Genet’yi yalnız “absürt yazar” olarak sınıflandırmak yetersizdir; eserleri politik, törensel ve metatiyatral okumalar için de merkezi önemdedir.
Harold Pinter absürt tiyatro yazarı mıydı?
Harold Pinter’ın erken oyunları Esslin’in absürt tiyatro tartışmalarıyla ilişkilendirildi. Gündelik konuşmanın altında beliren tehdit, belirsiz geçmişler, sessizlikler ve güç mücadeleleri Pinter’ın özgün sahne dilini oluşturdu. 16
Ancak Pinter’ın uzun kariyerini tek bir kategoriye kapatmak doğru değildir. Daha sonraki oyunlarında bellek, politika, işkence ve devlet şiddeti gibi konular farklı biçimlerde öne çıktı.
“Pinteresque” ne demektir?
“Pinteresque” terimi gündelik ve görünüşte sıradan bir ortamın altında açıklanamayan tehdit veya güç mücadelesinin hissedildiği atmosferleri tanımlamak için kullanılır. Pinter’ın diyaloglarında duraklamalar ve sessizlikler söylenen sözler kadar anlam taşıyabilir. 17
Fakat Pinter’daki “pause” işaretini her zaman aynı süreyle uygulanacak mekanik bir teknik olarak görmek yanlıştır; ritim sahnenin ilişkilerine göre oluşur.
Absürt tiyatro gerçekçiliğe karşı mıydı?
Absürt olarak sınıflandırılan oyunlar gerçekçi tiyatronun nedensel olay örgüsü ve psikolojik açıklama beklentilerini sıklıkla bozar. Fakat sahnedeki insan davranışının hakikatini bütünüyle terk etmezler.
Beckett’in bekleyen insanları veya Pinter’ın güç mücadeleleri fantastik ve biçimsel olarak tuhaf görünse de tanınabilir insani deneyimlerden beslenir. Bu nedenle absürt tiyatro “gerçek dışı” olmaktan çok gerçekliğin başka bir teatral düzen içinde araştırılması olarak düşünülebilir. 18
Absürt tiyatroda komedi neden önemlidir?
Bu oyunların karanlık konuları onların sürekli ciddi ve ağır olduğu anlamına gelmez. Beckett vodvil, müzikhol, slapstick ve sirk komedisinden yararlanır; Ionesco farsı ve dil oyununu kullanır.
Seyirci aynı anda hem gülebilir hem de karakterlerin durumunun çaresizliğini hissedebilir. Komedi ile varoluşsal kaygının birlikteliği absürt tiyatronun en güçlü özelliklerinden biridir. 19
Absürt tiyatro politik değil miydi?
“Absürt tiyatro politikadan kaçtı” genellemesi de sorunludur. Ionesco’nun Gergedanları kitlesel ideolojik uyumu, Genet’nin oyunları iktidar ve sömürgecilik ilişkilerini, Pinter’ın sonraki eserleri açık politik şiddeti ele alır.
Beckett’in tiyatrosu doğrudan programatik siyaset sunmasa da insanın iktidar, bağımlılık, yoksunluk ve bekleyiş deneyimlerini güçlü biçimde sahnelemiştir. 20
Absürt tiyatro ne zaman sona erdi?
Absürt tiyatro için kesin bir başlangıç ve bitiş tarihi vermek zordur; çünkü zaten örgütlü bir okul değildi. 1950’ler ve 1960’larda eleştirel kategori olarak en görünür dönemini yaşadı, fakat geliştirdiği sahne araçları sonraki tiyatroda yaşamaya devam etti.
Döngüsel dramaturji, parçalanmış dil, açık anlam, metatiyatro, minimal sahne ve karakter kimliğinin istikrarsızlığı çağdaş oyun yazarlığında kalıcı araçlara dönüştü. 21
Postdramatik tiyatroyla ilişkisi nedir?
Yirminci yüzyılın sonlarında Hans-Thies Lehmann “postdramatik tiyatro” kavramıyla metnin ve dramatik olay örgüsünün sahnenin mutlak merkezi olmadığı çok çeşitli çağdaş performans pratiklerini tartıştı.
Absürt tiyatro ile postdramatik tiyatro aynı şey değildir. Beckett ve Ionesco hâlâ güçlü biçimde yazılı oyun metinleri üretir. Bununla birlikte dramatik bütünlüğün parçalanması ve sahne öğelerinin bağımsızlaşması açısından bazı tarihsel bağlantılar kurulabilir. 22
Çağdaş tiyatroya ne bıraktı?
Absürt tiyatronun en önemli miraslarından biri, tiyatronun anlam üretmek için geleneksel olay örgüsüne, psikolojik olarak tamamlanmış karakterlere veya açıklayıcı diyaloga mecbur olmadığını göstermesidir.
Sessizlik bir eylem, tekrar bir yapı, boş sahne bir dünya, anlamsız görünen sözler ise iletişim krizinin kendisi olabilir. Bu keşifler çağdaş oyun yazarlığı, performans sanatı, fiziksel tiyatro ve deneysel sahne üzerinde geniş etkiler bıraktı. 23
Sonuç: Tiyatro tarihi neden burada bitmiyor?
Absürt tiyatro bu serinin kronolojik olarak son büyük durağıdır; fakat tiyatronun gelişiminin sonu değildir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından günümüze politik tiyatro, feminist tiyatro, postkolonyal tiyatro, devised theatre, fiziksel tiyatro, belgesel tiyatro, immersive performans ve dijital sahne gibi çok sayıda yönelim gelişmiştir.
Antik Yunan’dan Beckett’e uzanan tarih bize tek bir “doğru tiyatro” biçimi olmadığını gösterir. Her dönem sahnenin temel sorularını yeniden sorar: Kim konuşuyor? Kime? Hangi dünyayı temsil ediyoruz? Ve tiyatro, yaşadığımız dünyayı başka türlü görmemizi sağlayabilir mi? 24
Kaynakça
- Martin Esslin. The Theatre of the Absurd, Vintage Books (2004) · Bağlantı
- S. E. Gontarski (ed.). The Cambridge Companion to Samuel Beckett, Cambridge University Press (2010) · Bağlantı
- John Pilling (ed.). The Cambridge Companion to Beckett, Cambridge University Press (1994) · Bağlantı
- Rosette C. Lamont. Ionesco’s Imperatives: The Politics of Culture, University of Michigan Press (1993) · Bağlantı
- David Bradby. Modern French Drama 1940-1990, Cambridge University Press (1991) · Bağlantı
- Peter Raby (ed.). The Cambridge Companion to Harold Pinter, Cambridge University Press (2009) · Bağlantı
- Hans-Thies Lehmann. Postdramatic Theatre, Routledge (2006) · Bağlantı
